Tesla’yı test etmek

0
705

İrlanda’da yaşadığım Tesla macerası…

2017 yılının Temmuz ayında hem yeni bir kültürü tanımak hem de İngilizcemi çok daha iyi bir seviyeye getirmek adına 1 aylığına İrlanda’ya gitme şansım oldu. İrlanda’ya gitmeden önce bir otomobil sevdalısı olarak orada bulunan otomobil buluşmalarını ve Türkiye’de pek rastlamadığımız markaların bayilerinin detaylarına baktım. Karşıma elle tutulur olarak sadece “Tesla” çıkınca ayağımın tozuyla kaldığım eve 2.6km uzaklığında olan showroom’a gittim.

Showroom’a girdiğim an, karşımda ateş kırmızı bir Model S P90D duruyordu. Model S’i hafifçe süzdükten sonra arkada duran ve kapıları “Falcon Door” olarak adlandırılan Model X P90D bana göz kırpıyordu. Ben Model X’e hayran hayran bakarken kulağıma “Çok güzel değil mi?” diye bir ses geldi. Hemen kendime geldim ve “Merhabalar Model X’e bakmak için gelmiştim” dedim. Ardından ürün uzmanı olan Cillian beni bir masaya oturttu ve bilgilerimi aldı. Türkiye’den geldiğimi söyleyince çok şaşırmıştı zira Dublin’de ki Tesla showroomuna belki de ilk gelen Türk bendim. Cillian, bilgilerimi aldıktan sonra ondan müsaade isteyip Model X’e yumuldum.

İlk olarak hiç fotoğraf çekmedim ve biraz olsun iç mekanın ve çılgınca olan teknolojilerin tadını çıkarmaya çalıştım. Daha önce izlediğim videolar ve okuduğum yazılar sayesinde iç mekana pek bir yabancılık çekmedim hatta biner binmez fren pedalına basarak sürücü kapısını elektrikli bir şekilde kapattım. Dikkatimi ilk olarak neredeyse aracın tavanının yarsına kadar uzanan ön cam çekti. Bu ön cam araca son derece büyük bir ferahlık katmıştı. Önümde duran dijital gösterge paneli standardın pek dışında olmadığı için onunla pek ilgilenmedim ve devasa olan bilgi-eğlence sistemine yavaş yavaş kendimi teslim ettim. 17” boyutunda olan bu ekran araç hakkında ki hemen her şeyi barındırıyor bu sebepten dolayı onun için yazının ilerleyen kısımlarında detaylı bir paragraf göreceksiniz. Genel olarak iç mekan kalitesi “E Segmenti” seviyesinde yani fiyatına kıyasla beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.

Orta konsolun oldukça büyük saklama gözleri barındırması bu tarz aile otomobilleri için çok güzel bir durum. Gördüğünüz ve dokunduğunuz hemen her yer deri ile kaplı ayrıca opsiyonel olarak seçebildiğiniz kaplamalar yerlerine çok iyi oturtulmuşlar ve malzemelerin kalitesi ve hissiyatı güzel. Kol dayamadan bahsetmeden geçemeyeceğim zira garip bir şekilde içi açılmıyor sadece kolunu koyduğunuz yerler ileri geri hareket edebiliyor. Ekranın sol kısmında yer alan düğme sayesinde torpido gözü açılıyor bu özellik bana hemen Jaguar XJ’yi hatırlattı zira onunda torpido gözü bu şekilde açılıyordu. Aracın elektrikli koltuklarının deri kalitesi beni tatmin etti, ayrıca koltukların hareket motorlarının sessizliğini takdir ettim. Arka koltuklara geçersek burada 3 farklı konfigürasyonu tercih edebiliyorsunuz bunlar 5, 6 ve 7 kişilik olarak değişkenlik gösterebilir. Benim Showroom’da incelediğim araç 6 kişilik versiyondu. Arka koltukların ileri geri hareket edebilmesi sayesinde 3. Sırada oturacak yolculara kolaylık sağlanıyor, bu bölüme sadece çocuklar değil, yetişkinlerde rahatça oturabiliyor. Aracın bagajı ise elektriğin faydalarını gördüğünüz bir diğer nokta olarak karşımıza çıkıyor zira aracın önünde bir motor olmadığı için kaputu açınca sizleri market torbalarınızı koyabileceğiniz bir alan karşılıyor. Arka bagajın genişliği ise bir SUV için gayet yeterli diyebilirim.

Aracın devasa ekranına bakacak olursak 17” boyutunda dokunmatiği neredeyse çoğu akıllı telefona taş çıkartacak cinsten diyebilirim. Bu ekran üzerinden aracın radyosunu, navigasyonunu, klimasını, cam tavanı, kapıların açılıp kapanmasını ve hatta aracın sürüşü ile alakalı birçok detayı kontrol edebiliyorsunuz. Aracın sürüşü ile alakalı olan kısmı biraz daha açmam gerekirse buradan aracın havalı süspansiyonlarının konumlarını ve sertliğini, sürüş modlarını ve elektrik dönüşümü sağlayan frenin etki derecesini buradan kontrol edebiliyorsunuz. Menüler arası geçişler ve kullanışlılık bakımından ekranın biraz alışkanlık gerektirdiği su götürmez bir gerçek fakat hızlı tepkiler sayesinde bu durumu kısa süre içinde aşıyorsunuz. Aracın WIFI kullanabilmesi sayesinde bu ekran üzerinden internete bağlanabiliyorsunuz hatta ben gittiğimde editörlük yaptığım site olan Motor1’in sayfasında biraz dolaşmıştım.

İç mekanı ortalama bir 15-20 dakika kurcaladıktan sonra pek ümidim olmasa da Cillian’a Tesla Model X’i test etmek istediğimi ve Türkiye’de herhangi bir Tesla Showroom’u bulunmadığını söyledim. İlk önce bugün biraz yoğun olduğunu ve pek vaktinin olmadığını söyledi ardından bana müsait olduğu gün mail atacağını ve test sürüşü için davet edeceğini söyledi. Tabii ben o anda biraz üzüldüm ama pek çaktırmadım ve arabanın fotoğraflarını çekmeye başladım. Fotoğrafları çekmeye başlayalı birkaç dakika olmuştu ki Cillian yanıma gelip işlerini benim için ayarlayabildiğini ve 5 dakika sonra Model X ile bana “Passenger Ride” verebileceğini söyledi. Ben ne diyeceğimi şaşırmıştım ve sadece çok teşekkür ederim diyebildim. Aradan 5-6 dakika geçtikten sonra dışarı çıktık ve gri renkli Model X’e doğru yöneldik bu sırada Cillian’a aracın hangi versiyon olduğunu sordum oda bana sırıtarak “P100D” dedi. O an adeta 6 yaşındaki bir çocuğa “Hotwheels” alınmış kadar sevindim hatta sevinçten yolcu koltuğunun solda olduğunu unutup sürücü kapısına doğru yönelmiştim ki Cillian senin yerin yolcu koltuğu diyerek beni güler bir yüzle uyardı.

Artık Model X’i sonunda yolda deneyimlemeye başlamıştım. İlk geçtiğimiz kasiste hemen aracın jant boyutunu ve hangi sürüş modunda olduğumuzu sordum. Test aracımızın üzerinde 19” boyutundaki standart jant seçeneğinin bulunduğunu ve “comfort” sürüş modunda olduğumuz cevabını aldım. Aracın konfor seviyesini anlamam için bir süre comfort modunda kaldık ve geçebildiğimiz kadar kasisin üzerinden geçtik. Model X bu disiplinde benim beğenimi kazandı zira araç Q7 ve X5 ile karşılaştırdığım zaman onlardan daha konforlu olduğunu belli etmekten hiç çekinmiyordu. Önümüzde güzel bir viraj olduğu için Cillian aracı SPORT moda aldı ve viraja biraz hızlı girdi çünkü yol tutuşunu merak ettiğimi daha öncesinden söylemiştim. Araç, 49’a 51 olan ağırlık dağılımının da etkisiyle genel olarak bir bütün halinde kayma eğilimine girdi ki bu benim ön görebildiğim bir durumdu fakat burada esas sıkıntı aracın SPORT modunda olmasına rağmen tabiri caizse eski nesil Amerikan araçları gibi yatıyor oluşuydu. Beklediğimin aksine havalı süspansiyonlar aracı virajlarda gerektiği kadar sertleştirmiyordu, bu özellikle virajlı dağ yollarında sizin sürüş zevkinizi baltalayacak en önemli şeylerden biri gibi gözüküyor.

Gelelim bu segmentin en önemli disipline yani yalıtıma… Bu konuda Model X gayet başarılı fakat Q7  kadar başarılı değil. Rüzgar sesi 160km/h gibi bir hızdan itibaren kabine oldukça hafif bir şekilde sızmaya başlıyor. Lastik gürültüsü hakkında tam net olarak konuşamayacağım zira aracı sabit bir zemin tipi üzerinde uzun süre deneyimleme fırsatım olmadı. Motor sesi ise… YOK. Son olarak direksiyona değinecek olursam pek bir geri bildirim sunmadığını öğrendim ki bunu duymayı az çok bekliyordum. Direksiyonun genel görüntüsü ve malzeme kalitesi başarılıydı fakat direksiyonun tipi bana w204 kasa kodlu C Serisini anımsattı. Aslında bu durum pek garibime gitmedi zira cam açma kumandaları ve vites kolu gibi ufak detaylar konusunda Stuttgart’lı marka Tesla’ya biraz yardımcı olmuş.

Autopilot’dan bahsedecek olursam beni son derece şaşırttığını söyleyebilirim zira aracın fren dozajlamaları ve direksiyon müdahaleleri beklediğimin aksine son derece organikti. 6 adet kamera ve sayısız sensör ile donatılan araç geleneksel adaptif cruise control sistemli araçların kullandığı lazer ışınlar yerine radyo dalgaları yayarak yağmurlu veya karlı hava koşullarında da çevresinde bulunan engelleri görebiliyor. Sistem, topladığı bütün bilgileri torpido gözünün arkasında bulunan “süper bilgisayar” olarak adlandırılan sisteme yüklüyor ve bu sistem verileri anlık olarak koordinatlar ile birlikte Tesla’nın genel veri tabanına aktarıyor bu şekilde autopilot sistemi her an güncellenebiliyor ve gelişiyor. Tesla’nın dediğine göre autopilot opsiyonu alınan araçların hepsi ileride yayınlanacak güncelleme sayesinde üçüncü seviye otonoma geçiş yapabilecek ve belirlediğiniz lokasyona kendi kendine gidebilecek. Sistemi aktifleştirmek için sinyal kolunun altında bulunan kolu arka arkaya iki kere kendinize doğru çekmeniz gerekiyor. Araçta bulunan sistem henüz ikinci seviye olduğu için aracın başında olduğunuzu teyit etmek adına belli aralıklarla direksiyona dokunmanızı istiyor çünkü birçok kullanıcı sistem açıkken direksiyonu bırakıp arka koltuğa geçmeye çalışmış.

Autopilot sistemini detaylı ve güzel bir şekilde test ettikten sonra sıra “Ludicrous” moduna geldi. Şansa kırmızı ışıklarda ilk biz bulunuyorduk ve önümüz boştu. Cillian, 772 beygir gücündeki bu aile aracını Ludicrous moduna aldı tabii almadan önce ekranda bu moda geçiş yapmak için emin misiniz diye bir soru beliriyor eğer bu soruyu evet geçmek istiyorum şeklinde cevaplarsanız ekranda sanki Star Wars filmlerinden fırlamışcasına oldukça değişik animasyonlar çıkıyor. Kırmızı olan ışık sarı olduğu zaman kalkış için hazırdık ve yeşile döndüğü anda vıızzzz diye bir sesin eşliğinde adeta ışınlanmıştık. 3.1 saniyede 100 km/h hıza 2.5 tonluk bir araba ile inanılmaz bir şekilde erişmek anlatılamaz sadece yaşanır. Yüzümde eşsiz bir gülümseme ve keyif vardı. Bunu bir kez daha denemek istediğimi söyleyince Cillian beni kırmadı ve müsait bir yerde tekrar bu modu bana gösterdi. Aslında çoğunuzun bildiği üzere Model S bu mod sayesinde uygun koşullarda tam 2.28 saniyede 100’e çıkabiliyor fakat Model X hem daha ağır olduğu için hem de rüzgar direncinin daha fazla olduğundan dolayı 3.1 saniyede 100’e çıkabiliyor.

Model X ile yavaş yavaş vedalaşma vaktim yaklaşıyordu fakat ben yinede gayet mutluydum hatta elektriğin büyüsüne kapılıp Cillian ile önümüzde duran D5 motorlu Volvo XC90 hakkında biraz atıp tutmuş bile olabiliriz. Showroom’un otoparkına girerken test ettiğimiz aracın fiyatını sordum ve 205.000 Euro civarında olması lazım diye bir karşılık aldım. Fiyatı duyar duymaz buz gibi olan ege denizine birinin beni ansızın ittiğini düşünürcesine silkelendim ve güldüm çünkü fiyat beklediğimden ortalama bir 50.000 Euro kadar pahalıydı. Ben tam fiyatı düşünürken Cillian, arabayı otomatik park vasıtası ile park edeceğini ve izlemem gerektiği söyledi ve pür dikkat aracın direksiyonuna ve pedallarına odaklandım. Bu esnada gözüme aracın arkada ne kadar mesafe kaldığını santimetre şeklinde gösterdiğini gördüm ki bu beni çok şaşırtmıştı. Araç kendi kendini park ettikten sonra sıra fotoğraf çektirmeye gelmişti. Cillian aracın Falcon Doorlarını açıp fotoğrafımı çekmek istedi fakat aracı park ettiğimiz alan çok dar olduğundan çift eklemli kapılar sadece belli bir noktaya kadar açılıyordu. Fotoğrafları çektirdikten sonra Cillian’a teşekkür ettim ve showroom’da detaylı fotoğraf çekmek istediğimi söyledim ve bana showroom’da bulunan Model X’in anahtarını verdi ve istediğin gibi fotoğraf çekebilirsin dedi. Ortalama bir 20-25 dakika daha showroomda vakit geçirdikten sonra artık gitme vakti gelmişti. O gün Tesla’yı test edebildiğim için çok mutluydum ki hala bu deneyimi yaşadığım aklıma geldikçe sırıtırım zira benim için son derece farklı bir test sürüşü olmuştu.

Tesla’nın Dublin’de bulunan showroom’unu ziyaret edeli ortalama 1 ay olmuştu ki bir akşam mail box’ıma baktığımda karşımda Cillian’dan gelen bir mail vardı. Hemen maili açtım ve okudum. Cillian, bana Model X ile hızlı bir test gerçekleştirdiğimizi ve herhangi bir sorun olursa bana mail at sana yardımcı olmaktan zevk alırım yazmıştı. Bu arada yazısının sonuna umarım bir gün Tesla sahibi olursun yazmayı ihmal etmemişti ki imkanım olursa kesinlikle bir Tesla sahibi olmayı isterim.

Yazan: Ceyhun Kozlan

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here